Eğitim Spiros Grammenos: Hafıza silinmesin diye şarkı söylüyorum Spiros Grammenos ile müziğin direniş ve hafıza aracı oluşunu, sansürün yarattığı paniği ve Atina’dan Filistin’e uzanan dayanışma hattını konuştuk. Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Spiros Grammenos, Yunanistan’da entehno geleneğini punk ve ska enerjisiyle buluşturan; hicvi, ironiyi ve toplumsal eleştiriyi müziğinin merkezine yerleştiren bir müzisyen. Haksızlıkla uzlaşmayanların tarafında duran bir hikâye anlatıcısı olarak, şarkılarında gündelik hayatın absürtlüğü, devlet baskısı, erkek egemen şiddet, toplumsal hafıza ve dayanışma gibi ağır meseleleri bazen sert, bazen derin bir ağıtla, çoğu zaman da alaycı bir dille işliyor. Atina sokaklarından Filistin’e uzanan bir dayanışma hattı ören Grammenos ile müziğin bir direniş ve hafıza eylemi olarak nasıl işlediğini, sansürün iktidar cephesinde yarattığı absürt paniği ve sokağın sesini konuştuk. Bir beden ve bir hikâye Şarkılarınızda kara mizah ve ironi çok güçlü bir yer tutuyor; bu dilin politik eleştirinizi dinleyiciye ulaştırmadaki işlevini nasıl tanımlıyorsunuz? Kara mizah ve ironi, vaaz vermeye kalkışmadan acı gerçekleri dile getirmenin bir yolu. Yarattıkları o mesafe bir yandan da konuyu aydınlatıyor, dinleyicinin aynı anda hem gülüp hem düşünmesine olanak tanıyor. İroniyle ikiyüzlülükleri ifşa eder, kara mizahla da o zehri daha içilebilir hâle getirirsiniz ki sohbetin kan dolaşımına karışabilsin. Bu dil aynı zamanda yaratıcıyı da koruyor: Gerçekliğin o ezici ağırlığına karşı bir direniş, bir hayatta kalma biçimi aslında. Amaçları insanlara ders vermek değil; onları uyandırmak, sarsmak ve ortak bir farkındalığa taşımak… Hem de iç yakan bir kahkahayla. Sık sık “sistem karşıtı bir müzisyen” olarak anılıyorsunuz; şarkılarınızın merkezinde devlet, medya, baskı mekanizmaları ve sistemin ürettiği eşitsizlikler yer alıyor. Peki siz kendi müzikal ve politik duruşunuzu en doğru şekilde nasıl tanımlarsınız? Kendimi haksızlıkla uzlaşmayanların tarafında görüyorum ama bunu profesyonel bir hatip gibi değil, sözleri ve müziğiyle konuşan biri olarak yapıyorum. Müziğim eleştirel, dayanışmacı ve insanı merkeze alan bir yerde duruyor: İktidar yapılarını hedef alıyor, şiddeti ve medyanın o kof söylemlerini ifşa ediyor, acı çekenleri savunuyor. Ben insanlara reçeteler sunan bir ideolog değilim; imgeler, ironi ve duygular aracılığıyla kolektif bir farkındalık ve eylem çağrısı yapan bir gözlemciyim, bir hikâye anlatıcısıyım. “Ψυχή” (Ruh) ve “Το όνομά μου είναι το δικό σου” ( Benim adım senin adındır ) gibi şarkılarınızla Zak Kostopoulos ve Vassilis Maggos gibi isimlerin anısını toplumsal hafızada yaşatıyorsunuz. Bir müzisyen olarak bu isimleri şarkılarınızla unutturmamak sizin için ne ifade ediyor? Hafıza silinmesin diye şarkı söylüyorum. Bu şarkılar birer tanıklık; sistemin salt bir sayı veya gazete manşeti olarak yok saymaya çalıştığı insanları yeniden ete kemiğe büründürme çabası. Devlet ve polis şiddetine ya da adaletsizliğe kurban gidenlere bir isim, bir beden ve bir hikâye veriyor; hesap sorulmasını talep ediyor ve kamusal yüzleşmeyi diri tutuyorlar. Ailelerle kurulan bir dayanışma eylemi ve sessizliğin, unutmanın yalnızca cezasızlığı beslediğine dair bir uyarı niteliğindeler. Sanat burada, yitip giden bu hayatlar birer istatistiğe dönüşmesin diye hafıza, ses ve itici bir güç olarak devreye giriyor. “ Το όνομά μου ειν’ το δικό σου ” (Benim adın senin adındır) Benim adım Michalis (Michalis Kaltezas) Kafamda bir kurşun var ve koşuyorum Benim adım Nikos (Nikos Temponeras) 91’den beri hâlâ direniyorum Benim adım Carlos (Carlos Giuliani) Bedenimde iki tekerlek ve bir kurşun var Benim adım Alexis (Alexis Grigoropoulos) O gün benim doğum günümdü Benim adım Şahzad (Şahzad Lokman) Ve hâlâ nedenini bulamıyorum Benim adım Berkin (Berkin Elvan) Hâlâ o meydandan geçiyorum Benim adım Pavlos (Pavlos Fyssas) Pavlos yaşıyor, ezin Nazileri Benim adım Zak (Zak Kostopoulos) “Namuslu vatandaşlar” ve aynasızlar birlikte öldürdü beni Benim adım Ge